Her defasında farklı biriyle ilişki kurduğunuz hâlde, ilişkinin sonunda yine değersiz, yalnız, kaygılı ya da yeterince sevilmemiş hissediyor olabilirsiniz. İlişkinin başlangıcı umut verici olsa da zaman içinde kendinizi yeniden bekleyen, anlamaya çalışan, daha fazla çaba gösteren veya karşı tarafın sevgisinden emin olmaya çalışan kişi olarak bulabilirsiniz.
Belki bu kez her şeyin farklı olacağını düşünmüşsünüzdür. Ancak ilişkinin bir noktasında tanıdık sorular yeniden ortaya çıkmaya başlamıştır:
“Benden uzaklaşıyor mu?”
“Bir yanlış mı yaptım?”
“Beni gerçekten seviyor mu?”
“Biraz daha anlayışlı olursam ilişkimiz düzelir mi?”
“Neden yine kendimi bu kadar yalnız hissediyorum?”
Bu duyguları yaşıyor olmanız, sizde bir sorun olduğu anlamına gelmez. Yaşadıklarınızın zorlayıcı olduğunu fark etmek ve bunları anlamaya çalışmak, kendinize gösterebileceğiniz önemli bir şefkat biçimidir. Ancak kişiler değişmesine rağmen ilişkilerinizde yaşadığınız temel duygu benzer kalıyorsa, hayatınızda tekrar eden bir ilişki döngüsü olabilir.
İlişkide Hep Daha Fazla Çaba Gösteren Taraf Siz misiniz?
Bazı insanlar ilişkilerinde sevgiyi kaybetmemek için çok fazla sorumluluk üstlenebilir. Karşı tarafın duygularını anlamaya çalışır, davranışlarına açıklamalar bulur ve ilişkinin devam etmesi için kendi ihtiyaçlarından vazgeçebilirler.
Mesajlara geç cevap verilmesini önemsemiyormuş gibi davranmak, kırıldığı hâlde konuyu açmamak, karşı tarafın hazır olmadığı düşüncesiyle beklentilerini sürekli ertelemek veya ilişki bozulmasın diye sınırlarını esnetmek bu döngünün parçaları olabilir.
Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar anlayışlı, sabırlı ve fedakâr olmak gibi görünebilir. Ancak kişi ilişkiyi sürdürebilmek için sürekli kendisinden vazgeçiyorsa zamanla yalnızlık, değersizlik ve görülmeme duyguları ortaya çıkabilir.
Bir ilişkinin içinde olmak, her zaman o ilişkide gerçekten görülmek ve anlaşılmak anlamına gelmez. Bazen insan yanında biri varken de duygusal olarak yalnız hissedebilir.
Karşınızdaki Kişi Uzaklaştığında Ne Oluyor?
İlişkide mesafe hissettiğinizde zihniniz hızla olumsuz ihtimaller üretmeye başlayabilir. Küçük bir iletişim değişikliği bile terk edilme ihtimali gibi algılanabilir. Bir mesajın tonunu tekrar tekrar düşünebilir, karşı tarafın çevrim içi olup olmadığını kontrol edebilir veya onun ilgisini yeniden kazanmak için daha fazla çaba göstermeye başlayabilirsiniz.
Böyle anlarda yaşanan kaygı yalnızca mevcut ilişkiyle ilgili olmayabilir. Geçmişte yeterince görülmemek, sevginin sürekliliğinden emin olamamak veya duygusal yakınlığın zaman zaman geri çekildiğini deneyimlemek, yetişkinlik dönemindeki ilişkilerde mesafeye karşı daha hassas olmanıza neden olabilir.
Karşınızdaki kişinin uzaklaşması, içinizde yalnızca “Şu an iletişimimiz azaldı” düşüncesini değil; “Yine terk edileceğim”, “Demek ki yeterli değilim” veya “Sevilmek için daha fazlasını yapmalıyım” gibi daha derin inançları harekete geçirebilir.
Bu durumda kişi yalnızca ilişkiyi değil, kendi değerli olma hissini de korumaya çalışır. Bu nedenle yaşanan kaygı bazen olayın kendisinden çok daha yoğun olabilir.
Biri Size Yaklaştığında Geri mi Çekiliyorsunuz?
Tekrarlayan ilişki döngüleri yalnızca terk edilme korkusu veya karşı tarafa fazlasıyla bağlanmak şeklinde görülmez. Bazı kişiler ise biri kendilerine gerçekten yaklaştığında huzursuz olabilir.
İlişki ciddileştiğinde karşı tarafın kusurlarına daha fazla odaklanmak, yoğun ilgi karşısında sıkışmış hissetmek, duyguları konuşmaktan kaçınmak veya yakınlık arttığında aniden soğumak da kişinin kendisini koruma biçimi olabilir.
Yakınlık, geçmiş deneyimlerde hayal kırıklığı, eleştirilme, kontrol edilme veya incinmeyle eşleşmişse kişi sevgi istediği hâlde yakınlıktan kaçabilir. Bir yanı ilişki kurmak isterken başka bir yanı incinmemek için mesafeyi korumaya çalışabilir.
Bu nedenle bazen en çok istediğimiz şeye yaklaştığımızda bile geri çekilebiliriz. Buradaki çelişki kişinin ne istediğini bilmemesinden değil, yakınlığın aynı anda hem ihtiyaç hem de tehdit olarak hissedilmesinden kaynaklanabilir.
Neden Bize İyi Gelmeyen Kişiler Tanıdık Gelebilir?
İnsan zihni, daha önce karşılaştığı ilişki biçimlerini daha kolay tanır. Ancak tanıdık gelen her şey sağlıklı veya güvenli değildir.
Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde sevgiye, ilgiye, onaylanmaya ve kabul görmeye ilişkin edindiğimiz deneyimler, yetişkinlikte ilişkileri nasıl algıladığımızı etkileyebilir. Sevginin kazanılması gerektiğini öğrenen biri, kendisine doğal biçimde ilgi gösteren bir ilişkiyi yeterince heyecanlı bulmayabilir. Duygusal olarak mesafeli kişilerle kurduğu ilişkiler ise ona daha tanıdık gelebilir.
Benzer şekilde, kabul görmek için uyumlu olması gerektiğini düşünen biri; kendi isteklerini dile getiren, gerektiğinde “hayır” diyebilen veya ilişkide karşılıklılık bekleyen tarafını geri plana atabilir.
Bazen kişi sevgiye değil, sevgiyi kazanma çabasına alışmıştır. Bu nedenle sakin, tutarlı ve güvenli bir ilişki başlangıçta yabancı gelebilirken belirsizlik, iniş çıkış ve yoğun özlem güçlü bir çekim gibi algılanabilir.
Bu, bilinçli olarak kendinize zarar vermeyi seçtiğiniz anlamına gelmez. Zihniniz yalnızca daha önce öğrendiği ve nasıl hareket edeceğini bildiği bir ilişki düzenini tekrar ediyor olabilir.
Tekrarlayan İlişki Döngüleri Nasıl Görünebilir?
Her bireyin ilişki deneyimi kendine özgüdür. Bununla birlikte bazı döngüler şu şekillerde görülebilir:
Karşı tarafın ilgisini kaybetmemek için sürekli çaba göstermek
Kendi ihtiyaçlarını ifade etmekten çekinmek
Rahatsız olunan davranışları kaybetme korkusuyla kabul etmek
Duygusal olarak mesafeli veya ulaşılması güç kişilere yönelmek
Karşı tarafın küçük davranışlarını sürekli analiz etmek
İlişkideki sorunların sorumluluğunu çoğunlukla kendi üzerine almak
Değer görmek için fedakârlık yapmak zorunda hissetmek
Yakınlık arttığında geri çekilmek veya kusur aramaya başlamak
Belirsizliği yoğun bir tutku olarak yorumlamak
İlişki bittikten sonra “Neden yine aynı şeyi yaşadım?” diye düşünmek
Bu örüntülerden bir veya birkaçının size tanıdık gelmesi, bütün ilişkilerinizin sağlıksız olduğu anlamına gelmez. Önemli olan bu durumların ne kadar sık tekrar ettiği ve duygusal ihtiyaçlarınızı, sınırlarınızı ve yaşamınızı nasıl etkilediğidir.
“Ben Neden Buna İzin Verdim?” Sorusu
Bir ilişki döngüsünü fark ettiğinizde geçmiş seçimleriniz nedeniyle kendinizi eleştirmeye başlayabilirsiniz:
“Bunu nasıl daha önce göremedim?”
“Neden bu kadar uzun süre kaldım?”
“Neden yine aynı kişiyi seçtim?”
“Ben neden sınır koyamadım?”
Bu sorular anlaşılır olsa da suçlayıcı şekilde sorulduğunda kişinin kendisini anlamasını zorlaştırabilir. Çünkü o dönemde verdiğiniz tepkiler, çoğu zaman sahip olduğunuz duygusal kaynaklarla kendinizi korumak için geliştirdiğiniz yollardır.
Belki yalnız kalmaktan korktuğunuz için ilişkiyi sürdürdünüz. Belki sınır koyduğunuzda sevilmeyeceğinizi düşündünüz. Belki de karşınızdaki kişinin değişeceğine inanmak, ilişkinin size iyi gelmediğini kabul etmekten daha katlanılabilir geldi.
Buradaki asıl soru “Neden buna izin verdim?” yerine “O dönemde beni bu ilişkinin içinde tutan ihtiyaç, korku veya inanç neydi?” olabilir. Kendinizi suçlamak yerine anlamaya başladığınızda, döngüyü değiştirebileceğiniz daha güçlü bir alan açılır.
Yaşadığınız Şey Sevgi mi, Kaybetme Kaygısı mı?
Bazen bir ilişkide hissettiğimiz yoğunluğu sevginin büyüklüğü olarak yorumlayabiliriz. Oysa sürekli beklemek, belirsizlik içinde kalmak, karşı tarafın davranışlarını takip etmek ve ondan gelecek küçük bir ilgiyle rahatlamak her zaman güçlü bir sevginin göstergesi olmayabilir.
İlişkide en çok hissettiğiniz duygu huzur değil de kaygıysa kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Bu kişiyi mi istiyorum, yoksa onun tarafından seçilerek yeterli olduğumu hissetmek mi istiyorum?”
Birinin sizi tercih etmesi, içinizdeki değersizlik duygusunu geçici olarak yatıştırabilir. Ancak kişi kendi değerini yalnızca karşısındakinin ilgisi üzerinden hissediyorsa ilişkideki en küçük mesafe bile tehdit hâline gelebilir.
Sağlıklı bir ilişkide de özlem, merak ve zaman zaman kaygı olabilir. Buradaki önemli fark, ilişkinin genelinde kendinizi güvende, değerli ve özgürce ifade edebilir hissedip hissetmediğinizdir.
Kendinize Nazikçe Sorabileceğiniz Sorular
İlişkilerinizde tekrar eden örüntüleri anlamaya başlamak için şu sorular üzerinde düşünebilirsiniz:
Kaybetme korkusuyla istemediğim şeyleri kabul ediyor muyum?
Karşımdaki kişinin davranışlarına sürekli açıklamalar buluyor muyum?
İhtiyaçlarımı açıkça dile getirebiliyor muyum?
Değer görmek için sürekli çaba göstermem gerektiğini mi düşünüyorum?
Sınır koyduğumda sevilmeyeceğimden mi korkuyorum?
Yakınlık arttığında kendimi güvende mi, sıkışmış mı hissediyorum?
Seçtiğim kişilerin ortak özellikleri var mı?
İlişkinin içinde kendim gibi davranabiliyor muyum?
Sevildiğimi hissediyor muyum, yoksa sevgiden emin olmaya mı çalışıyorum?
İlişkilerimin sonunda çoğunlukla aynı duyguyla mı baş başa kalıyorum?
Bu sorulara vereceğiniz cevaplar, yaşadığınız döngünün yalnızca sonucunu değil, sizi o döngünün içinde tutan duygusal ihtiyaçları da fark etmenize yardımcı olabilir.
Fark Etmek Neden Her Zaman Yeterli Olmaz?
Kişi bazen tekrar eden örüntüsünü zihinsel olarak bilir. “Ben zaten hep duygusal olarak mesafeli kişileri seçiyorum” veya “Sınır koyamadığımın farkındayım” diyebilir. Ancak aynı durum yaşandığında yine bildiği şekilde davranabilir.
Çünkü bu döngüler yalnızca düşüncelerden oluşmaz. Yoğun duygular, bedensel tepkiler, geçmiş deneyimler ve kişinin kendisini koruma yolları da bu örüntülerin içindedir.
Bir davranışın size iyi gelmediğini bilmek ile o davranışı değiştirebilmek aynı şey değildir. Değişim için davranışın hangi duygusal ihtiyaca cevap verdiğini, hangi durumlarda harekete geçtiğini ve yerine nasıl daha sağlıklı bir yol geliştirilebileceğini anlamak gerekir.
Bireysel Seanslarda Neler Ele Alınabilir?
Bireysel seanslar; tekrar eden ilişki örüntülerinizi, bu örüntülerin altında yatan ihtiyaçları ve sizi aynı döngüde tutan düşünceleri güvenli ve yargılanmadan ele alabileceğiniz bir alan sunar.
Seanslarda yalnızca yaşadığınız son ilişki değil; ilişkide sizi en çok zorlayan duygular, tetiklendiğiniz durumlar, kendiniz ve diğer insanlar hakkındaki inançlarınız da birlikte incelenebilir.
Amaç size kiminle ilişki kurmanız gerektiğini söylemek veya geçmiş seçimlerinizi yargılamak değildir. Amaç; ilişkilerinizde otomatik biçimde devreye giren döngüleri fark etmenize, ihtiyaçlarınızı daha açık görebilmenize ve sizin için daha sağlıklı seçimler yapabilmenize destek olmaktır.
Bazen değişim hemen yeni bir ilişkiye başlamak veya mevcut ilişkiyi bitirmek değildir. İlk değişim; yaşadığınız duygunun adını koyabilmek, kendi ihtiyacınızı fark etmek ve otomatik tepkinizden önce kısa bir duraklama yaratabilmektir.
Hikâyeyi Değiştirmek, Döngüyü Anlamakla Başlayabilir
Bu yazıda kendinizden parçalar bulduysanız, yaşadığınız durum yalnızca “yanlış kişilere denk gelmekten” ibaret olmayabilir. Aynı zamanda bu farkındalık, kendinizi daha iyi anlamanız ve ihtiyaçlarınıza daha fazla alan açmanız için önemli bir başlangıç olabilir.
Geçmişte kurduğunuz ilişkiler, bundan sonra da aynı ilişkileri yaşamak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Bugüne kadar geliştirdiğiniz davranışlar sizi bir dönem korumuş olabilir; ancak bugün aynı davranışlar yakınlık kurmanızı, sınırlarınızı korumanızı veya ilişkide kendiniz olarak kalmanızı zorlaştırıyor olabilir.
Bireysel seanslarda bu döngüleri anlamlandırmak; kendinizi suçlamadan geçmiş deneyimlerinize bakmanıza, ilişkilerinizde tekrar eden duyguları fark etmenize ve size daha iyi gelen ilişki biçimleri için yeni yollar geliştirmenize yardımcı olabilir.
Çünkü değişim yalnızca karşınızdaki kişiyi değiştirmekle değil, sizi benzer ilişkilere götüren içsel yolu fark etmekle başlar. Her şeyi bir anda çözmeniz gerekmez. Bazen tek bir örüntüyü görmek, tek bir ihtiyacı dile getirmek veya ilk kez sağlıklı bir sınır koymak bile önemli bir başlangıçtır.
Kişiler değişmesine rağmen hikâye hep aynı şekilde bitiyorsa, kendinizi suçlamadan bu döngüyü anlamanın ve ihtiyaçlarınıza daha fazla alan açmanın zamanı gelmiş olabilir.
